Ören, Akçadağ’ın 8 km. batısında kalan, 1967 yılında Belediye statüsünü kazanan ve şu anda nüfusu 5000 inin üzerinde olan ve geçimini büyük ölçüde ziraatçılıkla sağlayan bir yerleşim birimidir.
Ören’e ilk yerleşimin ne zaman olduğunu bilmek mümkün değildir. Ancak bu konuda, bir kısım yazılı kaynaklar dışında, Asafoğullarının bölgeye ve köyümüze geliş şekli ve tarihleri konusunda köylülerden olan, Sayın Vahap Köse, İnşaat Mühendisi sayın Abdullah Budak ve sayın Süleyman Kırteke’ nin, eskilerden gelen ve büyüklerinden öğrendiklerine dayanan duyumları ile, Eğitimci sayın Muharrem Şakar’ın yapmış olduğu bir kısım araştırmalar ve Yazar H.Nedim Şahhüseyinoğlu’nun “ Kürecik ve Balıyan Aşireti “ adlı kitaplarında yer aldığı kadarı ve yaptığım araştırmaların da ışığı altında bir değerlendirme yapmak, beyanlarda geçen çelişkilerin asgariye indirilerek, Ören’i, yazma gereğini duymuş bulunmaktayım. Alınan bilgilerin bir derlemesi ve özeti niteliğinde olan bu yazının tam anlamı ile Ören’in kuruluş tarihini, şeklini ve gelişimini bire bir gerçek anlamda gösterdiği iddiasında değiliz. Ancak en azından gerçeğe yakın olduğu kanaatinde olduğumu belirtmek isterim. Bu vesile ile adı geçen değerli dostlarıma şimdiden teşekkür ederim.
Ören, isminden de anlaşıldığı gibi harabe yerleşim yeri anlamındadır. Ören’in çok eski bir yerleşim yeri olduğu, köyümüzde bulunan Höyükten anlaşıldığı gibi, kazılarda ortaya çıkan bina temellerinde ve kanalizasyon kalıtlarından da anlaşılmaktadır. Hititler ve Komenega krallığı döneminde itibaren yerleşimin bulunduğu ve bilahare Roma ve Bizans egemenliğinin hüküm sürdüğü, bulunan madeni paralarda ( sikke) ve şu anda kalıntıları dahi kalmamış olan çocukluğumuzda gördüğümüz, şimdiki Ören Lisesi’nin yerinde bulunan kilise kalıntısında anlaşılmakta idi. Burada Ermenilerin de yaşadığı ve 17. asrın başlarında burayı terk ettikleri tahmin edilmektedir. Ayrıca Hisardere mahallesinde tarihi “ Muşar “ Kalesinin kalıntıları da halen mevcuttur.
Ören’de yaşayan halka, eskiden beri, çevre köylerden “ Asaf oğlu “ Asaf uşağı “ ( Asaf’ ın soyu anlamında ) denilmektedir. İşte, Ören’in Osmanlı dönemindeki yerleşimi Asaf adındaki boy beyinin bu bölgeye gelmesi ve görevlendirilmesi sonrası olmuştur.
Konar – göçer “ HERDİ “ Türkmenlerinden olan Asaf, oldukça geniş bir aileye ve kitleye sahiptir. Asaf’ın dedeleri, diğer Türkmenler gibi 16. asrın sonuna kadar konar göçer haldedir. Büyük bir nüfusa sahip olan bu Türkmen kabilesi, sonraki tarihlerde önce Elazığ’ın Baskil ilçesi Şıh Ömer köyü ve civarında bulunmaktadırlar. Asaf kabilesinin gücünü bilen ve gören Osmanlı hükümeti, bölgedeki karışıklar nedeni ile onu Malatya bölgesine boy beyi olarak atar. Bu günkü adı ile Karahan köyü ile Akçadağ ( Arga) Bölgesine gelmişler ve bu gün Gürden’ denilen ve Akçadağ’ın doğusunda bulunan bölgeye, Kuşdoğan ve Elemendik’e ve kısa bir süre sonra birkaç aile ise Çimiş köyüne ( Eski adı Çemeş olan bölgeye ) de yerleşmişlerdir. İdare merkezlerinin Kuşdoğan olduğu sanılmaktadır.
Asaf , Akçadağ bölgesine tamamen egemendir. Tek söz sahibidir. Bir taraftan Elbistan sınırından Tohma çayına, Darende ilçesi sınırlarından Ulaş ve Hafik’e, bir taraftan ise Hasançelebiden Kuşdoğan’a, sultansuyu çayından Doğanşehir sınırlarına uzanan geniş alan içerisinde kalan 50 yi aşkın köyün düzeni kendisine verilir. Bu geniş alan içinde yaylakları, ağılları vardır. Arguvan, Arapkir,Hekimhan ve Malatya bölgesinde yerleşik aşiretler ve beyleri ile ilişkileri iyidir. Halk üzerinde otoritedir....
1737 yılında Asaf’ın bir oğlu denilmekle birlikte, bir kısım görüşlere göre kabilesinden birisi Divriği toprağı olan Bolucan bölgesinde öldürülür. Öldürme olayının her ne kadar Eşkiyalarca yapıldığı iddia edilmiş olsa da Asaf ağa buna inanmaz ve yöre ağalarına haber gönderir ve toplanan güçle Divriği bölgesine baskına gidilir. Meydana gelen çatışmalarda çok sayıda insanın ölmesi ve çevre halkın ilçe merkezine sığınmaları ve bu baskınların ardı arkası kesilmeyip birkaç yıldır devam etmesi karşısında zor durumda kalan yöneticiler durumun, Divriği kadısı tarafından İstanbul hükümetine bildirilmesini isterler. Divriği Kadısı Abdullatif’in 1744 te yazdığı yazıda, bölgede meydana gelen olayın Türk ve Kızılbaş olan Boybeyi Asaf’ın ve yanında yer alan bölgedeki suç ortaklarının genellikle Kürt olduklarını, bildirilmekte ve Kızılbaşlılık durumunun önemi özellikle vurgulanarak, gereğinin yapılması istenmektedir. İstanbul hükümetince, Malatya ve Sivas kadılarına ve Sivas Rakka mütesellimlerine ve Malatya Voyvadallarına. Çıkarılan fermanla; Olayın kendilerine iletildiğe şekli ile özeti yapılarak, Boybeyi Asaf ve yanında yer alanlar hakkında gereğinin yapılması ve olayların önlenmesi istenmiştir. Bu ferman üzerine hükümet kuvvetlerince tüm bölge yerleşim birimlerine baskınlar düzenlenir ve kanlı çatışmalar yaşanır. Evler yağmalanır ve yöre halkı büyük zarar görür. Ancak bir müddet sonra Asaf yine boy beyidir.....
Rışvan Aşiretinin “ Baraklı” kolu konar- göçerdir. Oldukça kalabalık bir güce sahiptirler. Yaylaklara gidiş gelişlerinde Akçadağ ve bölge köylerindeki yerleşik halkı ve aşiretleri baskı altına alıp; ekinlerini , evlerini, bağ ve bahçelerini yağmalamaktadırlar. Halk perişandır. Boybeylerine, yani ASAF Ağaya giderler ve durumlarını ileterek buna bir çözüm bulunmasını, bu zulme ve talana bir son verilmesini isterler. Bunun üzerine ASAF kuvvetlerini toplar ve Baraklı aşiretini karşılar. Tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte 1760 lı yıllarda Ören ovasında yapılan büyük bir çatışma yaşanır. Bu çatışmada Rışvan Aşiretinde bir çok Aşiret ileri geleni ile Asaf ağa vurulur. Asaf’ ağanın vurulması sonrasında kuvvetleri dağılır. Rışvan aşireti, aşiretlerinin ileri gelenlerinin de vurulması üzerine Akçadağ , Kürne- Kürecik halkının bağ ve bahçelerini yağmalar. Aşaf ağa aldığı yara nedeni ile kısa bir süre sonra ölür. Bu olaydan sonra durumun İstanbul hükümetine iletilmesine rağmen, yeterli önlemin alınmaması ve Rışvan aşiretinin üzerine yeterince gidilmeyerek onların baskınlarının önlenememesi nedeni ile yöre halkı Osmanlı’ya kırgındır....
Kayıtlarda anlaşıldığı kadarı ile, Ören’in önceki yerleşimcileri 1700 lü yılların başlarına kadar Beksembere köylüleridir. O tarihte Ören arazilerinin güney kısmı Balıyan aşireti köylerine aittir. Ancak, Asaf’ın boy beyi olarak bölgeye hakim olması nedeni ile bu bölgenin çiftlik ve otlakiye olarak Asaf’a bırakıldığı anlaşılmaktadır. Beksembere o tarihlerde buradan, 3 km. kadar kuzeye, şimdiki yerine taşınmıştır. Ören’e yerleşme, Asafın oğulları tarafında 1800 yılların başlarında olmuştur.
ASAF’ın Üç karısından 5 oğlu ve bir kızı olmuştur. Oğullarından Arabak ve Budak bir anadan, Kıllı Hüseyin ( Hüsünak) ile Kelo bir anadan, Resul ve Canne ise bir anadan doğmuşlardır. Ancak amcaları ve kuzenleri ile oldukça kalabalık bir ailesi ve çevresinin olduğu bilinmektedir.
1808 Tanzimat reformu ile Asaf beyliği yeniden tahsis ediliyor. Osmanlı toprak düzenindeki yeni düzenlemeye göre yukarıda anlattığımız prosedüre göre 1785 li yıllarda Boybeyi Arabak’ın oğlu Yusuf bey iken, 1800 yılında Asafın damadı İbrahim bey Boybeyliğine getiriliyor. Beylik Cumhuriyet dönemine kadar aile içerisinde seçimle el değiştirerek devam ediyor. Son beyin Omar ağa ( Ömer Ağa) olduğu bilinmektedir.
1780 yıllarda Ören’in yerinde hayvan barınakları dışında yapı bulunmamaktadır. Bu tarihten sonra önce çiftçi evleri yapılmaya başlanıyor. 1800 lü yılın başlarında Akçadağ merkezde ve Çimiş köyü ile diğer çevre köylerde oturan Asafın çocukları ve aile çevreleri Ören’e yerleşmeye karar veriyorlar ve burada evler ve konaklar yaptırmaya başlarlar. Kendileri ile birlikte çiftçilerini ve diğer çevrelerini de buraya taşınarak yerleşiyorlar. Asaf’ın kızı olan Canne Kahyalı köyünden İbrahim adındaki zengin bir ağa ile evlendirilmiş ve ondan Allo adında bir oğlu olmuştur. Ören’e yerleşme sırasında Büyük Koyun sürüleri olan ( bini aşkın) İbrahim ve oğlu Allo, Ören’in batısında bulunan, Dedeyazı, Yelligedik ve Polat kasabasına kadar olan bölgeye yerleşiyor ve bilahare 150.000 dönümlük Sultansuyu Harasını, sürüleri için otlakiye olarak alıyor. Burada halen mevcut bulunan eski köprüyü, hayvanlarının sudan zayiat vermeden geçmeleri için yaptırıyor. Ölümünden sonra bu köprünün üstünde bulunan küçük tepeye defnedilmiş olup, halen mezarı burada etrafı belirlenmiş olarak durmaktadır. Ölümünden sonra çocukları Ören’e gelerek kendilerine verilen arazi hisselerine yerleşiyorlar.
Ören halkına, bu nedenlerle çevre köylerde “Asaf oğlu - Asaf usağı “ denilmektedir. Ören’in yerleşik düzen olarak kurulmasından sonra genellikle devlet yönetimi ile, düzenle bir sürtüşmesi olmamıştır. Çevresinde sayılan ve ağırlığı olan bir köy konumunda olmuştur.
Ören de Asafoğluları sülalesinde olmayanlarda bulunmaktadır. Bu aileler Cumhuriyet döneminden sonra değişik tarihlerde gelerek yerleşmişlerdir. Erzurum’dan, Çorum’dan, Elazığ’ın Sin köyünden, Kangal’dan, Engüzek ‘ten, Elbistan’ın Devriçim ve Kistik köylerinden, Akçadağ’ın İkinciler, Keller, Körsüleyman, Kadiruşağı, Bayram uşağı, Kasım uşağı ve Dumuklu köylerinde aileler belirttiğimiz gibi, zaman içerisinde gelerek köyümüze yerleşmişlerdir. Bunlardan Sin köyü ile Devriçim li köyünde gelenler Dededirler. 1975 li yıllardan sonra ise köye çiftçilik için gelen Adıyaman’lı bir kısım aileler burada arazi alarak yerleşmeye başlamışlardır.
Ören, yukarıda da belirttiğimiz üzere 1967 yılında Belediye olmuştur. Uygur Mahallesi, Hürriyet Mahallesi, Karşıyaka mahallesi ve Hisardere mahallesi adında dört mahallesi bulunmaktadır. Bulunduğu coğrafi konum itibarı ile dışarıya fazla göç vermemiştir.1970 yılında hizmete açılan Sürgü barajı sonrasında Ören ovasında sulu tarım yapılmaktadır. Önceleri fasulye ve pancar ekimine ağırlık verilirken, toprak yapısı nedeni ile bilahare Kayısı bahçeciliğine geçilmiş oldu. Malatya bölgesinin en kaliteli Kayısısının yetiştirdiği bir ovada bulunmaktadır. Kayısı ziraatı nedeni ile her yıl yaz aylarında, Adıyaman, Diyarbakır ve Urfa başta olmak üzere değişik illerde 15.000 civarında mevsimlik işçi gelerek köyümüzde çalışmaktadırlar. Devletin bir alım politikası olmaması ve pazarlamadaki yetersizlikler nedeni ile Kayısıda da yeterli gelir elde edilememektedir.
Ören’ de okuma oranı oldukça yüksektir. 1960 li yıllardan sonra kız ve erkek çocuk ayrımı yapılmaksızın hemen hemen tüm çocukların en azından ilk okulu bitirmeleri sağlanmıştır.
Ören’de bir İlköğretim Okulu ve bir Lise ( çok programlı) bulunduğu gibi, Sağlık ocağı, PTT. Tarım Kredi Kooperatifi, fırın, lokantalar, kahvehaneler, Bakkal ve marketler, Kasap ve Terziler ile Berber- Kuaförler bulunmakta ve tüm yaşayanların ihtiyaçları bu nedenle kolaylıkla karşılanabilmektedir. Ören’imizin daha da güzel ve yaşanır bir hale geleceğine inanıyorum.
ÖREN, “ Aç “ olsa dahi dik durmasını bilen insanı, yapısı ve kendisini kabul ettirmiş olduğu özel durumları ile uygar ve geleceğe ışık tutan, yöremizin ender, güzide bir kasabasıdır. Saygılarımla...
Av. Mustafa YENER